Ozon Gazı ve Tarihçesi

OZON GAZI VE TARİHÇESİ

Ozon, Yunanca kötü kokulu anlamına gelen doğal bir gazdır. Son derece kararsız bir bileşik olup 3 Oksijen atomundan oluşur. Su içinde çözünürlüğü oksijenden 10 kat daha fazladır. Sudaki bu yüksek çözünürlük biyolojik sıvılarla hızla reaksiyona girmesini sağlar. Oksidan ajanlar arasında florin ve persülfat’tan sonra üçüncü sırada yer alır. Bu durum yüksek reaktifliğini göstermektedir.

Ozonun keşfi Christian Friedrich Schönbein tarafından 1840 yılı olarak kabul edilmektedir. Werner von Siemens tarafından 1857’de “Üstün indüksiyon tüpü” geliştirmiş, bu sayede ilk teknik ozon birimi oluşturulmuştur. Özellikle eklem cerrahisi, tiroid cerrahisi, beyin cerrahisi ve vasküler cerrahi üzerine çalışan Erwin Payr isimli bilim insanı, yazdığı 290 sayfalık “Cerrahide ozon tedavisi” çalışmasını 1935’de Berlinde toplanan 59. Alman Cerrahi Derneği kongresinde sunmuş ve bu tebliğ ile bugün bilinen anlamıyla ozon tedavisinin başlangıcını yapmıştır.

Tanımladığı tedavi yöntemlerinin bir çoğu bugünkünden önemli ölçüde farklı olmakla beraber uygulama biçimlerinin bir çoğunu bizzat denemiştir. Döneminde ozona dayanıklı malzemelerin daha keşfedilmediği düşünülürse bu uygulamaların zorluğu ve önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Bütün bu zorluklar yüzünden ozonterapi çalışmaları uzun müddet çok yavaş ilerlemiştir. Joachim Hansler ve Hans Wolf birlikte bugün yaygın olarak kullanılan ilk modern ozon jeneratörünü geliştirmişlerdir. Hans Wolf 1979 tarihinde “Tıbbi Ozon” adlı kitabını yayınlamıştır. 1972 yılında yine Hänsler ile birlikte, daha sonra (1993) adı “Hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde Ozon uygulamaları Tıp Derneği” olan “Tıbbi Ozon Derneği”ni kurmuşlardır.

 

OZON’UN SANAYİDE VE TEKNOLOJİDEKİ KULLANIM ALANLARI

Oksidanların aktivasyonu, uçaklarda ve klima sistemlerinde, leke temizliği, tekstil malzemelerinde, yağlar ve istenmeyen maddelerin biyolojik olarak çözünmesi için, soğutma suyu olarak, selüloz imalatında, istiridye, midye ve diğer deniz ürünlerinin kültürlerinde, temizleme ürünlerinde, dezenfeksiyon işleminde, deodorant etkisi nedeniyle, havanın dezenfekte edilmesinde, mikropların elimine edilmesinde, şişe dolumunda (maden suları, damacana suları vs), hidrokültürlerde, sanayi uygulamalarında, demirin ortamdan yok edilmesinde, kaolin imalatı, mikrobiyoloji, meteoroloji, mikro-klimatoloji alanlarında, mikrobiyolojik ve farmasötik üretim süreçlerinde, organik sentezlerde oksidasyon için, protein sentezi, pirojensiz su, doğal artıkların yok edilmesi amacıyla ve tıp alanında kullanılmaktadır.

 
OZONTERAPİNİN GELİŞİM SÜRECİ

Birinci Dünya savaşı sırasında özellikle lokal uygulamalar ile çürümekte olan yaralar ve kemik kırıkları konusunda çalışmalar yürütülmüş ve büyük başarılar elde edilmiştir. Hemen ardından Erwin Payr’ın çığır açan çalışması “Cerrahide Ozon Tedavisi” yayınlanmıştır. Aynı zamanlarda Fransız Aubourg “ozon şırıngası” veya bugünkü bilinen adıyla rektal insüflasyon aparatını geliştirerek rektal uygulama yöntemini tanımlamış ve ozonun enfeksiyonlu bağırsak hastalıklarına karşı hem lokal hem de sistemik etkisini kullanmıştır. Ancak ozon tedavileri, ozona dayanıklı tıbbi malzemelerin daha keşfedilmemiş olması nedeni ile ortaya çıkan bazı komplikasyonlar yüzünden yaklaşık 1950’lere kadar unutulmuştur.

1958’de Wolf ve Hänsler’in çalışmaları ile ilk tıbbi ozon jeneratörünün tanıtılması, ozonterapi uygulamalarına hız kazandırmıştır. Wolf tarafından ekstrakorporal kan tedavisi ozonterapi pratiğine sokulmuş, Werkmeister ile “alt atmosferik ozon gazı uygulaması” lokal tedavilere taşınmış ve bir cerrah olan Rokitansky tarafından diyabetik gangrenin topikal ve sistemik tedavisinde ozonun kullanılması üzerine kapsamlı çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Knoch rectal ozon insuflasyonunu proktolojiye uyarlamış, Fahmy tarafından geniş terapi anlayışı geliştirilerek ozonun romatizma, artritler ve enflamasyonlu eklem hastalıklarında da yaygın olarak kullanılmasına başlanmıştır. Tam kan ve plazmadaki peroksit oluşmu üzerine ilk çalışmalar Washüttle, Beckley, Freeman ve arkadaşları tarafından yürütülmüştür. Rokitansky ve Washüttle’ün invitro araştırmalarıyla beraber ozonun eritrositlerin metabolizması üzerindeki etkilerini ortaya konmuştur. Yine Washüttle ozonun immünoaktivasyon üzerine etkilerini araştırmıştır.

Ancak bu alandaki gerçek dönüm noktası Bocci nin “Ozonun immünokompetan hücreleri aktive etmesi’ adlı araştırmasıdır. Bocci’nin 1990 tarihli “Ozonun Biyolojik etkileri Üzerine Araştırmalar 1: İnsan Lökositleri Üzerinde İnterferon-ɣ İndüksiyonu” isimli ilk araştırmasını “Ozonun Biyolojik Etkileri Üzerine Araştırmalar 2” izlemiştir. Bocci bu araştırmaları ile ekstrakorporal kan tedavisi ile immünokompedan hücrelerin aktivasyonunu, immünolojik reaksiyonlar dizisini ve böylece ozon tedavisinin spesifik endikasyonlarının temellerinin açıklanmasını sağlamıştır.

Boccci, Peralta ve arkadaşlarının araştırmalarına parelel olarak antioksidanların ve radikal atık temizleyici organizmaların aktivasyonunu göstermiştir. Peralta ve arkadaşları tarafından 1999’da rektal insüflasyon metodu ile koruma amaçlı ozonun, hepatik iskemi vakalarındaki reperfüzyon hasarına karşı etkin korunma sağlandığı gösterilmiştir. Schultz ve arkadaşları 1999’da ölümcül peritonit vakalarında 5 kez yapılan intraperitonal ozon enjeksiyonu ile ölüm oranlarının %95’den %35’e indirildiği gösterilmiştir. Yine enfeksiyon öncesinde 5 kez uygulanan ozon ve enfeksiyon sonrası yapılan antibiyotik tedavisi birlikteliğinin ölüm oranlarını en az % 80 oranında azaltılabildiği gösterilmiştir.

Lell ve arkadaşları ise 2001 yılında enfekte eritrositlerde görünür hemoliz olmaksızın Plasmodium Falciparum (sıtma etkeni) büyümesinin durdurulabildiğini göstermişlerdir.

OZON TEDAVİSİ

Ozon tedavisi, biyo-oksidatif tedavilerden birisidir. Kanın içine ozon verilerek yapıldığı için ozon, kanın gittiği her yere gider. Yaklaşık 30 dakika süren bir işlemdir. İhtiyaca göre belirlenen pek çok uygulama yolu vardır. Bunlar sistemik uygulamalar; kan içinde damardan (IV), kan içinde kas içine (IM), makattan insuflasyon (rektal), lokal uygulamalar; rektal, vajinal, kas içine, eklem içine, dış kulak yoluna, torbalama gibi yara yüzeyine ya da diğer uygulama yolları olarak ozonlu yağ, ozonlu su, ozon sauna sayılabilir.

Ozon tedavisi, kronik yangısal (inflamatuar) hastalıklarda kullanılmaktadır. Bunlar başlıca romatizmal hastalıklarda, kolit, KOAH (Kronik obstrüktif akciğer hastalığı), diyabet (şeker hastalığı) ve diyabetin neden olduğu yaralarda, arteryel (atardamar kaynaklı) dolaşım bozukluklarında, otoimmün hastalıklarda (skleroderma, Hashimato tiroidit, multipl skleroz, dermatomiyozis gibi), bağışıklık sistemini güçlendirmek için, enerji vermek için ve yaşlanma karşıtı (anti-aging) olarak kullanılmaktadır.

Ozon tedavisi biyolojik bir tedavi yöntemidir ve kan ile yapılmaktadır. Hastaya özel, steril, vakumlu ve sitratlı cam şişeye aldığımız kanın, özel cihazından, hasta için belirlediğimiz dozda elde ettiğimiz ozon gazı ile karıştırıldıktan sonra hastaya geri verilmesi işlemidir. Kan hücreleri ile tepkimeye giren ozon vücuda direkt değil dolaylı yolla verilmektedir. Major otohemoterapi (hastanın kanı alınıp ozonlanarak geri verilmesi), minör otohemoterapi ise az miktarda alınan hasta kanının ozonlanmasının ardından kalçadan IM olarak vücuda verilmesi yöntemidir.

Ozon tedavisinin kontrendikasyonları (uygulamanın yapılmaması gereken durumlar) sadece G6PD (Glikoz-6 fosfat dehidrogenaz) enzim eksikliği (Favizm) ve hipertiroidi krizi durumlarıdır.

Bu takviyeler, yalnızca bir doktor tarafından uygulanması gereken reçeteli ilaçları içerir. Muayene ve gerekli görüldüğü takdirde yapılacak tetkiklerden sonra uygulanmalıdır.

Tavsiye Edilen Yazılar